Aşağıdaki söyleşi türktarım dergisinden alınmıştır.

TÜRKTARIM-Ülkemizde biyoyakıt üretimi ve üretim potansiyeli ne kadardır? Bu potansiyeli sınırlayan etmenler nelerdir ve üretim geliştirilebilir mi ?
KARAOSMANOĞLU- Biyoyakıt kullanımı konusunda ülkemizde gerekli potansiyel, bilgi birikimi ve altyapı mevcuttur. Türkiye sadece odun, bitki ve hayvan atık-artıklarından yakacak olarak ısınma ve pişirmede yararlanmakta ve maalesef dünyadaki modern biyokütle kullanım eğiliminin dışında kalmaktadır.Türkiye hayvansal ve bitkisel artık miktarı 10.3 Mtep (milyon ton eşdeğer petrol) değerinde olup; bu değer, ülkemiz enerji tüketiminin yüzde 13’üne karşılık gelmektedir.
Ülkemiz enerji ormancılığına uygun (kavak, söğüt, kızılağaç, okaliptüs, akasya gibi hızlı büyüyen ağaçlar) 4 Milyar Hektar devlet orman alanına sahiptir. Söz konusu alan uygun planlamalar dahilinde, enerji ormancılığında değerlendirilmeli, kıymetli ağaçların yakacak olarak kesimi önlenmelidir.
Türkiye’de toplam arazinin sadece yüzde 33.1’i işlenmektedir. İşlenmeyen arazi içinde tarıma uygun yüzde 3’lük bir alan mevcuttur. Bu alanın enerji tarımında kullanılması, kota kapsamından çıkarılan ürünler (tütün, şeker pancarı gibi) yerine de enerji amaçlı tarım (sorgum, miskantus, kanola, aspir v.b) yapılması, tarım kesimine yön verecek, istihdam yaratacak ve ulusal gelir artacaktır. GAP, Yeşilırmak Havza Projesi gibi projeler kapsamında biyokütle enerji teknolojisi plan ve uygulamaları mutlaka yer almalıdır. Konuya ilişkin uluslararası fonlar ve özellikle hibelerin yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarınca kullanımına geçilmesi şarttır.
Ülkemizde günde 65 bin ton çöp çıkmaktadır. Çöplerin düzenli depolanması ve kurulacak sistemlerle elektrik enerjisi elde edilebileceği gibi başta hayvansal atıklardan olmak üzere biyogaz üretiminin arttırılması dikkate alınmalıdır. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni imzalayan ve Kyoto Protokolu öncesinde, Sera Gazı Envanterini hazırlayan ve İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı çalışmalarını yürüten Türkiye için, çevre dostu biyoyakıtlar vazgeçilemez alternatiflerdir. Biyoyakıtların kaynak çeşitliliği sağlama, enerji arz güvenliğinde artışa neden olma, ekonomiye katkı ve ulusal-stratejik nitelikleri de unutulmamalıdır.
-Ülkemizde son yıllarda biyoyakıt sektörü hızlı bir gelişme süreci yaşıyor. Bu sürecin ilerleyişini sağlıklı buluyor musunuz ?
-Günlük ve endüstriyel yaşamın temel unsuru enerji, stratejik özelliği ile de ülkelerin itici gücüdür. Yüzyılımızda ulaşılan nokta, her ülkenin başta öz kaynaklarına dayanmak üzere enerji plan-programlarının düzenlemesi ve enerji-çevre ilişkisinin göz ardı edilmemesidir. Enerji kullanımında alternatif enerji kaynakları giderek artan oranda kullanımda olacak ve teknolojileri gelişecektir.
Alternatif enerji teknolojisinde biyoyakıtlar önemli bir yere sahiptir. 2004 yılındaki, büyük hidroelektrik santrallar dışındaki yenilenebilir enerji yatırımı yaklaşık 30 Milyar ABD Doları’dır. 2002-2004 arasında, Avrupa Yatırım Bankası yenilenebilir enerjilere yılda 630 Milyar ABD Dolar yatırım yapmıştır. Avrupa’da 2003 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım miktarı yüzde 3’ler seviyesindeyken, bu miktarın 2007 yılında yüzde 15’lere çıkartılması planlanmaktadır.Yenilenebilir enerji sektör büyüme hızı içinde biyodizel ikinci, biyoetanol altıncı, diğer biyokütle teknolojileri yedinci sıradadır. Rüzgar enerjisi ise en hızlı büyüyen sektördür. Bu iki biyoyakıt için ülkemizde de hızlı bir büyüme mevcuttur.
Türkiye yakıt alkolü
ile 1931’de tanıştı
-Biyoyakıtların dünyadaki geçmişinden bahseder misiniz?
-Biyoetanolün motor yakıtı olarak tarihçesi içten yanmalı motorların tarihi kadar eskidir.N.A. Otto 1897’de motor çalışmalarında alkol kullanmış, Henry Ford tasarım çalışmalarında alkollerin de yanmasını dikkate almıştır. Konuya ilişkin bilimsel çalışmalar İkinci Dünya Savaşı yıllarından başlayarak yoğunlaşmıştır. Ülkemizde ilk kez 1931 Ziraat Kongresi’nde yakıt alkolü gündeme gelmiş, 1936’da M.K. Atatürk’ün hazırlattığı 2. Beş Yıllık Kalkınma Planında 23. bölüm sentetik benzin endüstrisine ayrılmıştır. Bu plan yakıtların ithalat ile sağlanmamasını, ülke kaynaklarından yakıt üretimi gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu yalın gerçek halen karşımızdadır.
Atatürk’ün ölümünün ardından 2.Dünya Savaşı, planın uygulanmasını engellemiştir.1942 yılında ordumuzda kullanılan benzine yüzde 20 oranında biyoetanol katılmıştır.Yakıt alkolü konusu petrol krizleri ardından, dünya genelinde patlama göstermiş ve ülkeler enerji Ar-Ge ve uygulamalarına hızla alkolleri almıştır. Bu sırada Türkiye’de alkol üretimi ve satışı 4250 sayılı yasa gereği devlet denetimi altında idi ve Tekel Genel Müdürlüğü ülke alkol ihtiyacını karşılıyordu. 12 Ağustos 1978 tarihinde zamanın Sanayi ve Teknoloji Bakanı Orhan Alp benzine yüzde 20 oranında alkol katılması ile ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Alkol karıştırılmış benzin, otomobillerdeki motorlarda daha iyi sonuç vermektedir. Bu benzini kullanacak taşıtların motorlarında herhangi bir değişiklik yapılmasına ihtiyaç yoktur” şeklinde beyanat vermiştir.
Kriz ardından Türkiye Şeker Fabrikaları “Yakıt Amaçlı Alkol Üretimi” projesini yatırım planına almış ve yakıt alkolü fabrikalarının kurulması, mevcut fabrikalarda da kapasite artırım çalışmaları başlatılmıştır.Ancak bu çabalar sürdürülememiştir. Sürekli planlamalarımız dahilinde olan bu konu ülkemizde sadece bilimsel çalışmalarla, pek çok ülkede ise, başarılı uygulamalar ve artan pazar payı ile 2000’li yıllara ulaşmıştır.2001 yılında Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri TEKEL A.Ş. kurularak özelleştirme çalışmaları başlamış ve kamu hisseleri özel girişime açılmıştır.3 Ocak 2002 tarihli ve 4733 Sayılı kanun ile de T.C. Tütün, Tütün Mamülleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu- TAPDK kurulmuştur. TAPDK ülkemizdeki alkol üretimi-kullanımı ve satışı için tüm esasları düzenlemekte ve denetlemektedir. İçecek alkolü üretimi özelleştirilmiştir.TARKİM–Tarımsal Kimya Teknolojileri San.ve Tic. A.Ş. yakıt alkolü üretim lisansına sahip, girdisi buğday ve mısır olan yılda 30 000 m3 kapasiteye sahip ilk üreticimizdir.
Biyodizel konusunda
teknolojimiz yeterli
Biyodizel üretiminde Esterleşme Teknolojisi kullanılmaktadır. Kimya endüstrisi 1853 yılından beri ester üretimini bilmektedir; önemli olan motor biyoyakıtı standart kalitesine uygun ürün elde edilmiştir.
Üretim teknolojisinde zorluk bulunmamaktadır. Üretimdeki en önemli nokta biyodizelin saflık derecesidir. Biyodizel üretimi için ülkemizde teknolojik bilgi yetersizliği ya da başka herhangi bir sorun da yoktur. Yağ teknolojisi endüstrimizin başarılı alanlarından biridir. Biyodizel ester yapıya sahip, önemli bir yağ kimyasalıdır. Kimya endüstrisinin pek çok alanında olduğu gibi, biyodizel üretimi için küçük veya büyük kapasiteli tesisler, uygun teknoloji seçimi, yerli veya yabancı projelendirme ile kolaylıkla işletmeye alınabilir.Yatırımcıların isterlerse ulaşabilecekleri çok sayıda know-how ve patent de vardır. Biyodizel sektörü çiftçimizden büyük yatırımcılara uzanan geniş bir yelpazede, herkese açık bir girişim alanıdır.
Biyodizele yoğun yatırım mevcuttur. Bu konuda ülkemizde geçtiğimiz yıllarda, çok sayıda yağlı tohum bitkisi (ayçiçek, soya, kanola, pamuk, aspir gibi) tarımı yapılması için toprak-iklim uygun ve bilgi-alan mevcuttur; eksik olan plan-program ve uygulamadır. Biyodizel üretimi hammaddesi bitkisel yağların küresel pazarı ve ülkemiz bitkisel yağ üretim-tüketim değerleri dikkate alındığında; geçiş döneminde, kısa vade çözümü olarak; enerji tarımı yapan ve yerli yağ girdisi kullanan üreticilere, yağ ithalatında da kolaylık sağlanması ve akaryakıt için geçerli ÖTV’den daha az oranlarda ÖTV belirlenmesi destekleyici olacaktır.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun (EPDK) iznine bağlı olarak ithal edilebilen biyodizelin mutlaka akaryakıtla eşdeğer vergiye tabi olması gerekir.
Geçiş dönemi uygulaması için bazı kaygılarım var. Sektörü düzende tutmak zor olabilir ve giderek artan yerli girdiye ulaşmak için tarımsal girişimler yeterince yapılmayabilir.
-Kaç yıl geçiş dönemi olabilir?
-Bu sorunun cevabını bulmak da kolay değil. Stratejik enerji tarımı politikamızın varlığı şarttır. Konuya ilişkin son sözü hükümet söyleyecek ve yerli girdi, ithal girdi ile istenirse geçiş dönemi ÖTV’si olarak 3 rakam belirleyecektir.Tarım için enerji kullanımında, biyodizel için ÖTV ve KDV muafiyeti getirilmesi, akaryakıt sektörümüzde ÖTV’siz yerli kaynaklardan üretilen biyodizelin kullanılması enerji tarımımızın da önünü açacaktır. Bu nedenlerle biyodizel tarımımızın için önemli bir tetik öğesi, çiftçimiz için de kanola, aspir ve soya tarımı, pazarı sorun olmayan ürünler olacaktır. Kanola hasat zamanındayız. Çiftçilerimizin eline sağlık. Diliyorum ki 2007 hasatı, bu yılla mukayese edilemeyecek ölçüde büyük olur.
Yeni tasarı sektörün
önünü açacak
-Biyoyakıtlar ile ilgili sahip olduğumuz mevzuatları yeterli buluyor musunuz? Sizce bu konuda bir revizyona ihtiyaç var mı?
-Biyoetanol ve biyodizel için ülkemizde şu yasal düzenlemeler yapılmıştır; Petrol Piyasası Kanunu (20 Aralık 2003), Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği (17 Haziran 2004), Petrol Piyasasına Uygulanacak Teknik Kriterler Hakkında Yönetmelik (10 Eylül 2004), Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği (19 Nisan 2005) ve Biyodizel Standardları.
Ülkemizde biyoetanol yakıt harmanlama bileşeni, biyodizel ise hem yakıt harmanlama bileşeni hem bir akaryakıt tanımı almıştır. Bir başka deyişle biyodizel, benzin ve motorinin yanı sıra, üçüncü akaryakıt sektörü öğesidir.Yerli kaynaklardan üretilen biyoetanolün benzine ve biyodizelin ise motorine yüzde 2 oranında katılmasında, motor biyoyakıtı ÖTV’den muaf tutulmuştur. Biyodizel piyasası için son yasal düzenleme Petrol Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı içinde yer almaktadır.Bu tasarı ile, tarım için enerji kullanımında, biyodizel için ÖTV ve KDV muafiyeti getirilmesi, enerji tarımımızın da önünü açacak ve tarımda maliyet düşüşüne neden olacaktır. Bu durumun tarım birlik ve kooperatiflerimizin bilgi ve ilgi alanlarında olması harika sonuçlara ulaşabileceğimiz umudunu vermektedir. Antbirlik, Çukobirlik, Karadenizbirlik, Pankobirlik, Tariş ve Trakyabirlik gibi tarım gücümüzün önemli odaklarından gelen haberler sevindiricidir. Çiftçisine ucuz yakıt temini için, enerji tarımı yapan-organizasyonunu kuran, kuracak tüm tarım birliklerimizin, kooperatiflerimizin yolu açılmalıdır.
Motor biyoyakıtlarının akaryakıt sektörümüzde kullanımı için gerekli yasal tanımlama tamamdır. Türkiye’nin ilk ticari motor biyoyakıtı uygulaması 2005 yılında başlamıştır. Yerli kaynaklardan üretilen biyoetanol (Tarkim ürünü) kurşunsuz benzine yüzde 2 oranında katılarak piyasaya (POAŞ Ürünü BioBenzin) sunulmuştur. Piyasaya arz edilecek biyodizel de benzer şekilde motorine katılarak ÖTV’siz kullanılacaktır Sektör bu ürünü beklemektedir. Pankobirlik ülkemizin ikinci yakıt alkolü fabrikasını kurmaktadır.Böylece piyasada arz artacak ve biyoetanol katkılı benzinler sektörde daha fazla yer alabilecektir.
Biyodizel ve biyoetanol için, ilgili devlet bürokrat ve teknokratlarında bilgi, yerli ve yabancı girişimcilerde yatırım ilgisi mevcuttur. “Kuyudan Tanka-Tanktan Taşıta Temiz Teknoloji” kavramına uygun motor biyoyakıtları kullanımına planlı geçişi, ülkemiz kolaylıkla başarabilir. Bu başarıda şeker pancarı tarımının yakıt alkolü üretimi, biyodizel üreticilerinin de, yağlı tohum bitkileri tarımının arttırılması yönünden desteklenmesi önemli olacaktır. Biyoetanol üretiminde, üretim fazlası buğday, nişasta ve selülozik atıkların kullanımı da gereklidir. Üreticilerin hammadde temini için enerji tarımına yönelmeleri şarttır. Ülkemizin bitkisel yağ dengesinde açık söz konusudur. Bitkisel yağlar küresel bazda ticari işlem gören borsa ürünleridir. Bu borsa içinde biyodizel üreticilerinin çeşitli teşvik ve muafiyetlerle, özellikle ham madde temini açısından desteklenmesi şarttır. Yeni girişimlerde ve kurulu fabrikalarda uluslararası çevre dostu fonların kullanımı için biyoyakıtlar önceliklidir. Biyoyakıt üretimlerinin hibe ve düşük faizli kredilerle desteklenmesi ülkemiz için yararlı olacaktır. Türkiye akaryakıt pazarı, özellikle motorin pazarı kendine özgü bir nitelikte ve maalesef kaçak ve usulsüz-standartlara uygun olmayan ürünlerin de satıldığı, doğru ile yanlışın pazarda rahatlıkla bulunabildiği, mali profili büyük bir sektördür. Bu sektörde biyoyakıt üreticilerinin, ürünlerinin en temel-belirgin özelliği gibi “Temiz” bulunmaları şarttır. Biyoyakıtların üreticiden satış, taşınım, depolama, harmanlama, dağıtım ve akaryakıt satış aşamalarında da temiz ticareti gereklidir.
Biyoyakıtta
hammade sıkıntı yok
-Biyoyakıt üretimi ile tarım sektörü arasında hammadde açısından çok yakın bir ilişki söz konusu. Türkiye’nin arazi varlığı, yapısı nüfus ve beslenme ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda ‘enerji tarımı’ diye bir kavram, tarım ile ilgili üretim modellerine dahil edilmeli midir ?
-Ülkemizde tarımda ciddi sorunları varken, gıda amaçlı girdiler sağlanamazken Enerji Tarımı yapılması mümkün müdür? Mümkündür. Zor mudur? Zordur.Tetikleyici bir öğe olabilir mi? Evet.
Enerji tarımında; yağlı tohum bitkileri (ayçiçek, kolza, soya, aspir, pamuk, v.b), karbo-hidrat bitkileri (patates, buğday, arpa, çavdar, mısır, şeker pancarı, şeker kamışı, tatlı sorgum v.b), elyaf bitkileri (keten, kenaf, kenevir, miscanthus vb.) değerlendirilerek mevcut katı-sıvı-gaz yakıtlara alternatif biyoyakıtlar üretilmektedir. Bu bitkiler yanı sıra, tarımsal atık-artıklar (dal, sap, saman, kök, kabuk v.b) ve hayvansal atıklar da değerlendirilebilir. Enerji tarım ürünlerinin büyük bölümünün tarımı ülkemizde iyi bilinmektedir. Enerji tarımı ve enerji ormancığı ürünleri biyoyakıt teknolojisinde uygulamadadır.Uygulamada öne çıkan, dünya genelinde ticari başarıyı yakalamış en önemli biyoyakıtlar: biyodizel, biyoetanol, biyogaz ve biyokömür’dür.Türkiye’de son beş yıldır biyodizel ve biyoetanol (yakıt alkolü) gündemdedir. Biyodizel için yağlı tohum bitkileri, biyoetanol için karbo-hidrat bitkileri tarımına gereksinimimiz vardır.Eğer potansiyelimiz açısından bir karşılaştırma yapılırsa, biyodizel için hammaddenin çok az, biyoetanol için yeterli ve daha kolay arttırılabilir bir kapasite olduğu görülmektedir.Biyodizele olan yoğun ticari ilgi büyük miktarda yağlı tohum bitkisi tarımı gerektirmektedir.Tarımda ve kara taşımacığımızda büyük oranda motorin kullanıyor olmamız, başta tarımda olmak üzere biyodizeli önemli kılmaktadır.Yakıt alkolü de motorin katkısı olarak tarımda belli bir kullanım alanı bulabilir.
Tarımsal maliyetler üstünde en önemli etkenlerden biri enerji fiyatlarıdır. Maliyeti düşürmek için Tarımda Yerinde Enerji Üretimi ve Kullanımı konusu bu nedenle önem kazanmakta ve biyodizel için bu değerlendirme yönü önem kazanmaktadır. Sonuçlanması beklenen yasal çalışmada da bu yönde düzenlemeler getirilmektedir. Bir başka deyişle, Tarım İçin Enerji uygulaması ile, yerli ve ucuz enerji kullanımı gerçekleşecektir. Böylece tarımsal maliyetlerde azalma, tarımda artışa neden olarak, güzel bir döngüye ulaşma mümkün olacaktır.Bu durumun tarım birlik ve kooperatiflerimizin bilgi ve ilgi alanlarında olması harika sonuçlara ulaşabileceğimiz umudunu vermektedir. Antbirlik, Çukobirlik, Karadenizbirlik, Tariş ve Trakyabirlik gibi tarım gücümüzün önemli odaklarından gelen haberler sevindiricidir. Pankobirlik şekerdışı ürünler çalışmaları ile, ülkemizin ikinci yakıt alkolü fabrikasının kuruluyor olması, şeker pancarı tarımı yanı sıra, yağlı tohum bitkileri tarımı ve biyodizel üretimi için yapıla gelen çalışmalar gurur vericidir.Çiftçisine ucuz yakıt temini için, enerji tarımı yapan-organizasyonunu kuran, kuracak tüm tarım birliklerimizin, kooperatiflerimizin yolu açılmalıdır. Biyodizel için enerji tarımı uğraşı veren, maalesef az sayıdaki beyaz yakalı girişimcilerimiz için de, Anadolu’muzun güzelim yolları sözleşmeli tarım için açık. Ulusal tarımımıza dayalı olmayan biyodizele ve biyoetanole Türkiye’nin ihtiyacı yok. İthal girdiler için ÖTV muafiyeti beklemek de gerçekçi değil. Akaryakıt sektörümüz, üreticilerden yerli enerji tarımı ürünü, kalite standartlarına uygun biyodizel ve yakıt alkolü bekliyor.
Biyogazın kojenerasyonda kullanımı
ülkemiz için önemli bir seçenektir
-Avrupa Birliği direktifleri, biyoyakıt üretim ve kullanımını destekliyor. AB mevzuatlarında bazı rakamsal hedefler söz konusu, sizce aday ülke olarak biyoyakıtlar ile alakalı bu hedeflere ulaşabilecek miyiz ?
- Biyoyakıtlar AB uygulamalarında güç üretimi ve temiz motor yakıtları yönergeleri açısından önem taşımaktadır. Avrupa Birliği Eylül 2001 tarihinde, yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimi yönergesini kabul etti. Bu yönergeyle; 2010 yılında elektrik enerjisinin yüzde 22’sinin yenilenebilir kaynaklardan sağlanması, yeşil elektrik üretiminin artması ile 2010 yılında toplam enerji üretimi içinde yenilenebilir enerji kaynakları payının yüzde 12’ye ulaştırılması ve yeşil elektrik üretiminin artması ile, sera gazı emisyonlarının azaltılması ve Kyoto Protokolu’na uyumun gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir.
Türkiye bu yönergeye uyacağını, Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı’nda beyan etmiştir. Ulusal Program’ın uygulanması için yasal çalışmalar yürütülmüş ve halen sürdürülmektedir. “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının (YEK) Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun”; yaygın ismi ile Yenilenebilir Enerji Kanunu, 10 Mayıs 2005 tarihinde TBMM’de kabul edildi. Kanun, yenilenebilir enerji kaynak alanlarının korunması, bu kaynaklardan elde edilen elektrik enerjisinin belgelendirilmesi ve bu kaynakların kullanımına ilişkin usul ve esasları kapsamaktadır.
Bu kapsamda, güneş, rüzgar, biyokütle ve su kaynaklarımızdan lisanslı elektrik üreten, iç ve uluslararası piyasalarda alım-satım-takip yapabilecek, EPDK tarafından verilecek “Yenilenebilir Enerji Kaynak Belgesi-YEK Belgesi” sahibi tüzel kişiler, temiz-yeşil elektrik üretim miktarlarını, ETKB projeksiyonları çerçevesinde belirleyecek ve perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiler de EPDK tarafından yayınlanan miktarlarda yeşil elektrik satın alacaklardır. Kanun ile, kendi ihtiyaçlarını karşılamak üzere elektrik üretecek (En fazla 1000 kW)gerçek ve tüzel kişiler için, DSİ ve EİE’den bedelsiz etüd-proje-planlama gibi hizmetleri alma desteği ve Bakanlar Kurulu kararı ile teşviklerden yararlanabilme olanağı doğmuştur. Bu destek ve teşvik uygulamasının tarımsal alanlarımızda, yerinde üretim-kullanım amaçlı olarak, yörenin biyokütle kaynaklarına dayalı planlaması, biyokütlenin diğer temiz kaynaklarla birlikte değerlendirilmesi, istihdam oluşması-üretim artışı-enerji maliyeti azalması gibi etkilerle ülke ekonomimizi pozitif etkileyecektir. Atıkların ve biyogazın kojenerasyonda kullanımı ülkemiz için önemli bir seçenektir.
Biyoyakıt endüstriyel üretiminin gelişiminin ardından, 2010 sonrasında biyoetanol ve biyodizelden sonra biyohidrojen, biyogaz, biyodimetileter, biyoetiltersiyerbutileter, biyometanol ve bitkisel yağlar da uygulamada olacaktır. AB Yeşil Kitap Yönergesi kapsamında 2020 yılında kara taşımacılığında yüzde 20 oranında alternatif motor yakıtlarının kullanımı hedefi strateji olarak verilmektedir. 2003/30/EC nolu ve 8 Mayıs 2003 tarihli “Taşıtlarda Kullanılacak Biyoyakıtlar ve Diğer Yenilenebilir Yakıtlar” adlı AB yönergesinde ise, alternatif motor yakıtlarının 31 Aralık 2005’ten itibaren en az yüzde 2 oranında, 31 Aralık 2010 tarihinden sonra ise, en az yüzde 5.75 oranında pazarda bulunması gerekliliği belirtilmektedir. Ülkeler ulusal planlamalarındaki hedeflerini de dikkate alarak uygulamalarını sürdürmektedirler.
AB’ye aday ülke Türkiye bu gelişmeleri yakından izlemektedir.Ülkemizde çok uluslu otomotiv firmalarınca üretilen veya ithal edilen taşıtlar kullanımdadır. Benzer şekilde ülkemizde çok uluslu veya yerli petrol firmalarının ürünü motor yakıtları pazardadır. Türkiye’de benzin için TS EN 228, motorin için TS 3082-EN 590 standartları kullanımdadır; bir başka deyişle AB motor yakıtı standartları kullanılmaktadır





